«Denizci Sinbad Hikayesi»

«Denizci Sinbad Hikayesi» pdf indirSimbatın maceralarını konu edinen macera dolu, çok güzel ve eğlenceli bir masal.

Sinbad Denizde
Tik: “Tak! Tak! Hey, bekle!”

Tak “Bak uçuyorum Tik! Eğer beklersem aşağıya düşerim. Niye öyle soluk soluğasın? Acele etme Tik, Nefes al! Havayı saçında hisset, kendini rüzgâra bırak!”

Tik “İyide benim saçım yok. Kartala benzediğimden karım kestirmemi istedi. İnanabiliyor musun? Karım bana kartal dedi! Keşke senin gibi saçım olsaydı. O üç tel saç, senin tipini değiştiriyor.

“Ahh! Biliyorum saçımı canlı tutmak için serum kullanıyorum. İnsanlar attıkları şişelerin içinde çok serum ziyan ediyor.”

“Sahi mi?”

“Tabi ki, bütün kuşların tüyleri neden yumuşak oluyor, ayrıca tüccarlar Roc işinden nasıl zengin oldu sanıyorsun? Eminin o serum Roc’ un tüylerini o kadar sert yaptı işte.

“Roc mu, nasıl yani? Ben bu tüccar işini hiç anlamdım.”

“Öyleyse normal! Hem de çok normal, o hikâyeyi bilmiyorsun değil mi?

“Hayır.”

“Şaşırmadım! Çünkü buda Denizci Simat’ ın maceralarından biri.”

“Simbat mı? Anlat, anlatsana bana”

” Gel hadi sihirli kazana gidelim.” demiş beraber kazanın yanına gitmişler. sonra da “Su, su, sensin temiz ve mavi… Göster bize içinde gizlediklerini…!” demiş, Tak.

Simbat ilk yolculuğundan sonra Bağdat’ta kendisine bir ev inşa etmiş. Orda çok mutluymuş. Ama kısa süre sonra yine denize açılmak istemiş. Daha çok ticaret yapıp daha çok para kazanmak istiyormuş.

Böylece daha iyi bir hayat yaşayacak ve Bağdat’taki dostlarına yardım edebilecekmiş. Simbat bir kez daha denize açılmaya karar vermişti.

Simbat’ın babasının Kabir adında eski bir arkadaşı vardı hemen onun yanına gitti.

Kabir: ” Ahh! Simbat, gel, gel, seni çok uzun zamandır görmüyorum.”

Sibat: ” Evet Kabir amca çok uzun zaman oldu. Sende birkaç aydan beri denize açılmıyorsun, ama elinde mal varsa ben onları başka limanlarda satabilirim. Bu sayede hem senin işin yürür hem de ben biraz para kazanırım.”

Kabir: ” Yaa… Şey… Kusura bakma Simbat, keşke sana yardımcı olabilseydim ama elimde hiç mal yok. Ben elimdeki malı çoktan bir başkasına verdim. Kendisi Bağdatlı değildir. Sen onu tanımazsın. Aslında hiç kimse tanımaz. Neyse benim biraz işim var, sen kendi işine bak iyi yolculuklar. Çok dikkatli ol!”

Simbat: “Hm… Kabir amca niye bu kadar acele etti. Ayrıca mallarını niye Bağdat dışından gelen birine verdi ki, bu çok tuhaf!”

Simbat mallarını başka limanlarda satmak için ertesi gün yelken açmış. Günler geçmiş ve Simbat gemide birçok arkadaş edinmiş. Gemidekilerden biri tek gözlü bir canavardan bahsetmiş.

Simbat: “Tek gözlü canavar mı? Denizdeki ihtiyar adam mı? Bunların hepsi bir Peri hikayesi, değil mi? Sen bunlara gerçekten inanıyor musun?

Thomas: “Bu deniz gizemlerle doludur dostum, seni tanımadan önce de, balinanın sırtında orman yetişeceğini bilmiyordum.

Sibat: “Ahh! Evet, şimdi ne dediğini anlıyorum. Umarım öyle gizemli şeyler başımıza gelmez.”

Ama kaderin başka planları varmış! Gemi kısa süre sonra karaya yanaşınca

Jack: “Burada biraz dinlenelim! Önümüzde uzun bir yol var.”

Sibat: “Hmm! Ne kadar da güzel bir yer! Ama bu seferde ormanın çok içlerine girmemem gerekiyor. Geçen sefer ki gibi geride kalmak istemiyorum. Denizde istirahat etmek çok zor. Burada biraz uyum en iyisi.”

Ardından birkaç saat geçmişi ve Simbat uykusundan uyanmış.

Sibat: “Arkadaşlarım nerede? Ne! Gemi nerede? Ne oldu? Merhaba, kimse yok mu? Hayır, beni bırakmışlar burada. Nasıl yaparlar bunu, ben ne yapacağım şimdi. Bir dakika, o kadar da kötü değil. Eminim bu adadan başka gemilerde geçer. En iyisi şu ağaca tırmanıp etrafı daha iyi göreyim.

Saatler geçmiş ama hiç gemi gelmemişti. Simbat giderek yorulmuş: “Ahh! Bir daha denize açıldığımda kendimi kesinlikle gemiye sımsıkı bağlayacağım. Geminin çapası gibi bağlayacağım.”

“Ama ben çok şansızım. Arkadaşlarım çapa niyetine beni denize atarlarsa ne olacak. Ahh! Biran önce evime geri dönebilsem. Bağdat’ı çok özledim. Yerimden kıpırdamamalıydım aslında” diye düşünürken

Uzakta bir şeyler görmüş. “Büyük beyaz bir kayaya benziyor. Hmm çok tuhaf, bu taş çok parlak ve çok yumuşak. Hım Hava ne kadar karardı.”

“Bu da ne, sanki gece olmamış gibi, bu kuşun gölgesi düşmüş, hemde bir dev kuşun yumurtasıymış. Keşke bu kuştan beni Bağdat’a götürmesini isteyebilsem. Bir dakika bir fikrim var. Biraz riskli ama bu adadan başka türlü gitme şansım yok.”

Simbat kafasındakini çıkarmış ve kendini kuşun bacağına bağlamış ve kuş havalanmış: Ah! Başım ağrıyor, merhamet et bana dev kuş. Bir yere kon artık, Aaa! Hayır, sözümü geri aldım. İnme sakın, inme, Ah! Midem bulanıyor.

Neyse ki kuş simbat bayılmadan yere konmuş. Kuş Simbat’ı fark edince kanatlarını ardı ardına çırpmış ve Simbat bir çukura düşmüş.

Sibat: “Ah! Sırtım! Burası çok karanlık, yerin altına düşmüş olmalıyım. Şimdi yukarı nasıl çıkarım. Hey, bir ışık gördüm. Buda ne! Bu, bu, galiba bir yılan. Çok, çok büyük, hayatımda bu kadar büyük bir yılan hiç görmedim.

Demek böyle öleceğim! Bir dakika yılanlar niye gelmiyor? Tabi ya, kuştan korkuyorlar. Çok şükür beni bıraktılar! Ahh! Buda ne, yakutlar, elmaslar… Ben neredeyim böyle?

Simbat bir tüccarmış. O yüzden bu taşların ne kadar pahalı olduğunu iyi biliyormuş. Bu taşlar sayesinde bütün hayatı değişebilirmiş. Ama maalesef…

Sibat: “Ben paramı hep gereksiz şeylere harcıyorum. Şimdi ise bu çukurda etrafım en pahalı taşlar ile çevrili. Ama yine de çok fakirim. Para artık bir işime yaramıyor. Burası niye et kokuyor.

Nerden geliyor bu koku. Et mi bu evet, bu gerçek et, off bu kuş biraz olsun ötmese olmaz mı? Bu kuş ne arıyor. Bir dakika, bu eti arıyor. Tabi ki bu eti yavrularının yanına götürebilir. Ama aynı zaman da burada da yiyebilir.

Fark etmez, bu fırsatın kaçmasına izin veremem, Simbat hem akıllı bir tüccarmış hem de çok ama çok cesur bir adammış. Toplayabildiği kadar değerli taş toplayıp ceplerine doldurmuş. En büyük taşı da yanında götürmek üzere almış.

Daha sonra kayayı yerinden oynatmış ve eti meydana çıkarmış. Kuşun bu etle birlikte kendisinde yiyebileceğini biliyormuş. Ama yine de kendisini ete bağlamış ve kaderine razı olmuş.

Sibat: “Yaşasın! Haklı çıktım, kuş, eti yavruları için yuvaya götürüyor. Bir dakika öyleyse…

Kuş, eti tepeden aşağıya bırakmış ve Simbat yuvanın içine düşmüş. Ama bir sorun varmış. Kabir amca kuşun yuvasına tuzak kurmuş.

Kabir: “Simbat! Sen ne arıyorsun burada? “

Sibat: “Kabir amca! Asıl sen ne arıyorsun burada?”

Kabir: “Ben mi? Ben, şey…”

Sibat: “Ayrıca, yuvadan ne almaya çalışıyordun? “

Kabir: “Ha ha ha! Tamam anlatayım. O yakutları almaya çalışıyordum! “

Sibat: “Yakutları mı?”

Kabir: “Evet! Ben bu sayede zengin oldum ve zengin kaldım. İçi yakut ve elmas dolu o çukurun içine etleri ben bırakım. Kuşta eti almaya gidiyor ve etle beraber birkaç yakut alıyor ve sonrada o eti yavruları için yuvaya bırakıyor.

Daha sonra yine et aramaya çıkınca bende o değerli taşları yuvadan alıyorum. Biliyorum yanlış bir şey yapıyorum ama Lütfen bana kızma!

Sibat: “Kızmak mı? Sen benim hayatımı kurtardın, burada öleceğimi sanıyordum. Ama bunu artık yapmamalısın. Bu çok tehlikeli. Cebimde birkaç tane elmas ve yakut var onları al, hayatımı kurtardığın için bunları sana vermek istiyorum. İstediğin kadar al. Bir daha da hayatını asla tehlikeye atma.”

Kabir, hayatında hiç bu kadar büyük yakutları hiç görmemiş.

Kabir: “Aaa! Sen çok iyi birisin Simbat, sadece bir tane alacağım, gerisi sende kalsın, bu beni ömür boyu zengin bir şekilde yaşatmaya yeter. Teşekkür ederim evlat, hadi artık eve dönelim. Hikâyeni dinlemek istiyorum. Söyle bakalım buraya nasıl geldin.”

Sibat: “Ah! Başıma neler geldi…”

Ve bütün bunlardan sonra Simat bir kez daha Bağdat’a sağ salim dönmeyi başarmış.

Tik: “Vay canına! Peki bu Roc kim o zaman? “

Tak: “Aaa! Tik kardeşim söylemedim mi ben sana? “

Tik: “Nerden bilim, söylemedin ki! “

Tak: “Aaa! Evet, hata bende! “

Tik: “Ve, ve, o et nasıl o kadar büyükmüş.”

Tak: “Hm…. Sıradan bir et paçası değilmiş tabi ki! Ama onu başka bir hikâyeye bırakalım! Hadi gidelim artık!

“Tik: “Tak! Evet, geliyorum!”

Uyku Öncesi Masallar – Uyku Masalları – Türkçe Masallar