
Tutunamayanlar, Oğuz Atay’ın 1971’de yayımladığı ve Türk edebiyatında bir dönüm noktası olarak kabul edilen eşsiz bir romandır. Hikâye, Selim Işık’ın intiharının ardından arkadaşı Turgut Özben’in, onun hayatını ve düşüncelerini anlamaya çalışmasıyla başlar. Ancak bu yolculuk, kısa sürede Turgut’un kendi kimliğiyle, yalnızlığıyla ve toplumdaki yabancılaşmasıyla yüzleşmesine dönüşür. Roman, parodi, ironi, ansiklopedi maddeleri, anketler ve iç monologları bir araya getirerek benzersiz bir anlatım ortaya koyar.
Oğuz Atay, Tutunamayanlar ile sadece bireysel bir hayatı değil; aynı zamanda bir kuşağın hayal kırıklıklarını, uyumsuzluklarını ve aidiyet arayışını da gözler önüne serer. İlk yayımlandığında eleştirmenleri şaşırtan bu dev eser, zamanla “kült roman” haline gelmiş, bugün ise hem akademik çevrelerde hem de okurlar arasında hâlâ güçlü bir etki yaratmaya devam etmektedir. Bu yüzden sık sık paylaşılan oğuz atay tutunamayanlar sozleri ve unutulmaz alıntılar, romanın zamana meydan okuyan gücünü gösterir.
En Güzel Tutunamayanlar Kitap Alıntıları, Sözleri ve Sayfa Sayısı
“Kendini, rakipsiz saydığı konuların dışında, bir daha hiç bir zaman tecrübe etmemeyi ve kuvvetsiz olduğu yerlerde de ehemmiyetvermiyormuşçasınagillerden olmayı uygun buldu.” (s.62–63)
“Hayata dayanamadığımız için espri yapıyoruz.” (s.80)
“Ben kendimi yeterli görmüyorum. Ne için yeterli? Her şey için.” (s.93)
“Dünyada büyük ve güzel şeyler de var demişti bir gün. O sırada ben ne yapıyordum? Hiç bir güzelliğin içime girmesine izin vermiyordum.” (s.107)
“Başka bir yol olmalıydı… Reddediyorum! İnkar ediyorum. Bir şeyler yapmak, bir yere tutunmak istiyorum.” (s.111–112)
“Şu anda, sana güzel bir söz söyleyebilmek için, on bin kitap okumuş olmayı isterdim… Seni tanıdığıma çok sevindim kendi çapımda.” (s.113)
“Onlar utansın sonuçtan… Onlar, onlar, onlar.” (s.137)
“İnsan, hareketlerine engel olabilirdi; fakat düşüncelerini nasıl durdurabilirdi?” (s.153)
“Allahım, onu neden yalnız bıraktın?… Neden korkuyu göğsünden çekip almadın?” (s.199)
“Selim’in içgüdüleri iyi gelişmemişti… Çıkarlarını düşünmeyenler unutulacaklardır.” (s.201)
“Kızımı bir memura verdim; kızımı bir subayla evlendirdim! Demek o zaman insanla evlenmek adeti yokmuş.” (s.295)
“Ne istiyorlardı senden Selim?… İnsanı arıyordun canım kardeşim.” (s.346)
“Sonra unutacaklar… Sizin de yokluğunuza alışacaklardır.” (s.350)
“Bütün hayatımızı yersiz çekingenliklerle mi geçireceğiz Olric? Cesareti yalnız kafamızda mı yaşayacağız?” (s.357)
“Söylenen sözlerin, yaşanan olaylardan önemli olduğunu Selim’de gördüm.” (s.359)
“Gerçekten bucak bucak kaçıyorum… Masalın nerede gittiğini, hayatın nerede başladığını farkedemiyorum.” (s.369–370)
“Rahat görünmeye çalıştığı zamanlarda bile… Bir söz yüzünden geceleri uyuyamazdı.” (s.373–374)
“Önüne gelen nimetleri değerlendirmesini bilmeyen… seni, senden başka türlü bir insan yapmak isteyenlerin arasına düşmüşsün.” (s.387)
“Unutulmalısın. Sıranı bekle.” (s.389)
“Bir anlam aramamalı. Anlam kadar insanın hayatını zehir eden bir kavram yoktur.” (s.403)
“Ben iç dünyama dönüyorum. Orada hayal kırıklığına yer yok.” (s.425)
“Yerinde oturan Selim’e değer vermeyenlerin, Selim’in gözünde de değeri yoktur.” (s.425–426)
“Sıkıntısını artık gizleyemiyordu. Kendi de bilmeden bir kurtarıcı arıyordu.” (s.443)
“Yaşamaktan utanıyordu… Gözlerini yerden kaldırmayı denemedi?” (s.447)
“Yalnız kalmaktan da kalmamaktan da korkuyordu.” (s.448)
“Yaşamamaktan yoruldum.” (s.449)
“Korkuyoruz. Düşünmekten ve sevmekten korkuyoruz. İnsan olmaktan korkuyoruz.” (s.453)
“Günseli’ye daha önce rastlamalıydım. İçişleri bakanlığı bunu temin etmeliydi.” (s.454)
“Siz başlamayı bile göze almadınız… Benimle yaşanmazmış. Ne biliyorsunuz?” (s.454)
“Artık hayal kurmaktan korktuğunu…” (s.468)
“Yaşamakta geç kaldım sabrım tükendi diyordu.” (s.470)
“Gene de Selim bir Günselisi olduğu için… ya Günselisi olmayanlar ne yapacak…” (s.473)
“Yaşamak her gün girilen bir imtihan olursa buna kimse dayanamaz…” (s.473)
“Beni bir gün unutacaksan… Sudan çıkmış balığa dönerim…” (s.473)
“Bütün bu insanlar arasında ne işim var benim diyordu…” (s.476)
“Evet sonunda maskemi aşağıya indiriyorum… Sizler gibi olmak istiyordum…” (s.493–494)
“Hiç bir şey söylemeden susarsam… meğer bütün iş anlatamamaktaymış…” (s.494)
“Her yeni tanıştığım insandan… Bu ayrılmayı bir ihanet saydım gücendim.” (s.495)
“Müsaade edin bana hayattan ayrılıyorum kendi isteğimle ayrılıyorum.” (s.496)
“Cennet muhallebiden duvarlar demek değildir… insanların birbirlerinin farkında olmaları demektir.” (s.510)
“Yaşamak artık beni yoruyor… o kadar çok insan var ki…” (s.519)
“Yaşamak aynı zamanda yaşamış olduklarını hatırlamak demektir hatırladıkça bunalıyorum.” (s.519)
“Beni yanlış hayallerle avuttunuz… İtiraz ediyorum itiraz ediyorum.” (s.520)
“Artık uyusun dinlensin… Değer yaratmayan faydasız emek…” (s.520)
“Ben yoruldum Selim yorulmuştu… yıprandım diyordu emekliliğimi isteyeceğim.” (s.523)
“Azalıyorum bitiyorum… Kimse fark etmeden yavaş yavaş sönüyorum.” (s.524)
“İnsanlarla arasında isteyerek bir uçurum yaratıyordu…” (s.530)
“Neresini düzelteceğimi bilmediğim bu yaşantımı… Bu gidişe bir son vermeliyim.” (s.532)
“Yapamadığım o kadar çok şey var ki… İnsan sonu geldiği zaman iyileşiyor.” (s.536)
“Kitapçıların ve çiçeklerin bazı özellikleri olmalıdır Olric.” (s.576)
“Bu duruma nasıl geldim? Neden bana yaşamasını öğretmediler?… Bana müsaade.” (s.607)
“Montaigne… Canınız cehenneme! Köşemde kıvrılıp ölüyorum işte.” (s.612)
“Kimsenin yaşantısını beğenmedim: Kendime uygun bir yaşantı da bulamadım.” (s.666)
“Hiç bitmeyecek yarım yamalak yaşantıların özlemi var içimde.” (s.684)
“Aslında her gördüğüm insana kapılıyordum… Her an değişmeye hazırdım.” (s.688)
“Bütün hayatımca cezalıydım… Bütün dünyayı parmaklıkların arkasından seyrettim.” (s.693)
“Bütün hayatınca konuştu. Sonunda tutunamayanlar diye bir söz çıkabildi…” (s.708)








